Tiyatro Kedi yeni oyunu “Kuklacı” ile tiyatro severlerin karşısında. Gardner McKay’ in yazdığı tek perdelik, iki kişilik oyunda bir psikopat-seri katil ile bir psikiyatr arasında geçen doksan dakikaya tanık oluyoruz. Bu doksan dakika bir akıl hastanesinde geçmemektedir. Konusu doktor –hasta ilişkisi değil, katil- kurban ilişkisidir.
Kuklacı son derece zeki, hata yapmadan ilerleyen bir psikopat- seri katildir. Seri katil demek belki de çok doğru olmayacaktır, çünkü kuklacı, kurbanlarını öldürmüyor, onları sakat bırakıyordur. (Bu yüzden de cinayetten yargılanmıyordur.) Kuklacının kurbanları hep kadınlardır ve onlara her zaman aynı yöntemi uygulamaktadır. Onlara ilk başta ilaç verip komaya soktuktan sonra lökotomi yapmaktadır; bu şekilde beyin kabuğunun ön bölümüyle diğer beyin bölgeleri arasındaki bağlantı kesilir ve kurbanlar duygularını, düşüncelerini ifade edemezler, hareket edemezler ve birer yaşayan ölü haline gelirler. Böyle yaşamaktansa ölmek bile daha iyi bir seçenektir. Bir kuklacının, kuklalarıyla oynadığı gibi kurbanlarının hayatlarıyla oynamaktadır. Kuklalarının hayatla olan bağlantısını, kuklalarının iplerini kesmektedir.
Kuklacının yaptıklarının düşüncesi bile insanı ürkütürken, kurbanların psikiyatrı Maude gördükleri karşısında son derece etkilenmiştir. Her ne kadar bir doktor olarak hastaları ile arasındaki mesafeyi koruması gerekse de, bu sefer bunu gerçekleştirmekte zorlanmaktadır. Tek başına yaşayan Maude, gece işten eve geldiğinde kapısı çalar. İnsan kapısını çalan kişinin bir psikopat-seri katil olacağını tahmin edemez. Kuklacı sıradaki kurbanını seçmiştir ve gerilim başlar.
Gerilim için sağlam bir temel oluşturan Kuklacının yöntemi, Maude’un kapısını çalan Peter’ın, Kuklacı olup olmadığı sorusu, Maude’un bir psikopat ile karşı karşıya kaldığı süre içerisinde yaşadıkları, oyun boyunca gerilimi sürdürüyor. Ayrıca Maude’un kişiliğin de bastırmış olduğu duygularının, düşüncelerinin böyle bir durumda ortaya çıkması son derece ilginç bir hikaye oluşturuyor. İçinde hiç bilmediği, öğrenmekten korktuğu yönleri, kendisinin korku içerisinde kaldığı bir anda ortaya çıkıyor. Kuklacı erkektir, kurbanları ise kadın; erkeklerin fiziksel güçleri karşısında, kadınların böyle bir durumda akıllarını kullanmaları zor gibi gözükse de, imkansız da değildir.
Oyunun başında, Maude’ un eve gelip telesekreterini dinlediğinde duyduklarımız, olayın ön hikayesini anlamamızı sağlıyor. Birçok ipucu çıkarabildiğimiz, bence oyunda üçüncü bir kişi olan, telesekretere not bırakan Paul, bana biraz hızlı geçildi gibi geldi. Bu hızlı giriş sebebiyle, hikayenin bağlamını anlamakta biraz zorlandım. Gerçi telesekretere bırakılan notlar hızlı olur ama bence biraz daha ağırdan alınması, bağlamı daha anlaşılır kılacaktır.
Maude’un evinde geçen oyunda, dekorda gördüklerimiz mutfak ve salon. Sahnenin tam ortasında duran saatte oyunun eş zamanlı ilerlediği, olaya bire bir tanık olduğumuz vurgulanıyor. Hiçbir eksiği bulunmayan mutfak ve salon zevkle düzenlenmiş, bunun haricinde dekorda evin camı ve evin demirlikleri var. En başta gözümün önünde duran demir borulara pek anlam veremesem de, oyun ilerledikçe bu demirliklerin evin sınırını çizdiğini anladım. Seyircinin görüş açısını zorlaştıran bu demirlikler, seyircinin olayları dışardan gözetleyen, olaylara uzaktan tanık olan, bir şekilde evi “röntgenleyen” kişi durumuna getiriyor. Demirlikler belki en önemli anlarda görüş açımı engelledi, olayı görebilmek için sağa sola hareket etmek durumunda kaldım. Görüş açısı zorlaştığında, seyircide kendini zorlayıp, olayları daha iyi görebilmek için merakla hareket etme ihtiyacı duyuyor. Bu şekilde son derece başarılı bir seyirci- oyun iletişimi gerçekleşiyor; seyirci oyuna kendini kaptırıyor, oyun seyirciyi yönlendiriyor.
Evin kapısı dekorda gözükmese de, bir kapının olduğu belli oluyor. Fakat Maude’un kapısı çalındığında ve dışarıda olan Peter ile konuşmaya başladığında, kapının açılıp açılmadığı pek anlaşılmıyor. Bunun sebebi hem kapıyı göremediğimizden kaynaklanıyor, hem de Peter ve Maude’un ses tonlarının yüksekliğinin değişmemesinden kaynaklanıyor. Kapı kapalıyken normal ses ile konuşmaları durumunda ya kapının çok ince olduğunu ya da evin kapısının olmadığını varsaymalıyız. Kapı var ise sesleri daha yüksek olmalı. Aynı şekilde Peter evin dışındayken, cama vurup evin içinde olan Maude ile konuşmaya başladığında, sesleri normal yükseklikte çıkıyor. Aralarında bir cam varsa, biri evin içinde, diğeri dışındaysa, normal ses ile konuşup iletişim kurmaları mantıksız bir durum oluşturuyor.
Kostümler abartısız, sade ve oyuncuların rahat hareket edebileceği şekilde, rollerine uygun hazırlanmış. Müzikte seçilen parçaların oyun içinde gerilim ile uyuştuğunu, ışığın gayet başarılığı kullanıldığını, gerilim havasını sahneye yaymakta büyük bir etki sağladığını söylemeliyim.
Elbette Deniz Türkali ve Zafer Ergin gibi usta oyunculara söylenecek pek bir söz yok. Özellikle Zafer Ergin’in gözlerinde gerçekten ‘psikopat bir kişiyi’ görmek beni oyun boyunca asıl geren noktalardan biri oldu. Sadece aralarındaki şiddet sahnelerinin biraz daha sert olabileceğini düşünüyorum.
Televizyon ve sinemalardan alışık olduğumuz Amerikan gerilim filmlerinin bir benzerini, başarılı bir oyun ile tiyatroda izlemek farklı bir deneyim olacaktır. İyi seyirler.
4 Şubat 2006