Yeni bir tiyatro salonu, yeni bir tiyatro topluluğu ve yıllar sonra İstanbul sahnelerinde bir polisiye gerilim oyunu. Tiyatro Kedi 'nin kurucusu ve aynı zamanda Ölümüne Suçlu oyununun yönetmeni Hakan Altıner ve oyunun iki başrol oyuncusu Arsen Gürzap ve Ayda Aksel 'le kısa kısa söyleştik...
Geçtiğimiz günlerde Profilo Alışveriş Merkezi'nde farklı, hoş bir heyecan yaşandığına tanık olduk. Gencay Gürün yönetiminindeki Tiyatro İstanbul'un yıllardır birbirinden kaliteli oyunlarla tiyatro izleyicisini ağırladığı salonunun hemen yanında; yeni 353 kişilik bir tiyatro salonu hizmete girdi. Yeni olan yalnızca salon değil, bundan böyle bu salonda izleyeceğimiz Tiyatro Kedi de Ölümüne Suçlu oyunuyla izleyiciyle ilk defa buluşma heyecanını taşıyan bir tiyatro topluluğu. Yıllar sonra polisiye gerilim türünde, çarpıcı bir oyunla izleyici karşısına çıkan Tiyatro Kedi, alışılmışın biraz dışında bir anlayışa sahip. Oturdukları yerden seyirci beklemiyorlar. İyi tiyatro yaptıklarına inanmakla yetinmiyorlar. Modern çağın gereklerini yerine getiriyorlar ve modern yollar kullanarak biz buradayız diye bağırıyorlar. Çarpıcı bir afişle metro vagonlarında karşımıza çıkıyorlar mesela, sonra oyunda yaşayacağınız gerilimin ipuçlarını veren spotlarla radyo ve televizyon kanallarında da boy gösteriyorlar, merak uyandırıyorlar. Akıllıca tasarlanmış bir pazarlama stratejisyle, televizyon, sinema veya ekonomik kriz karşısında yenik düşmeyi kabul etmek yerine, tiyatronun düşmanı olarak gösterilen o mecraları kendi yararlarına kullanıyor, rahat koltuğunda oturan seyircinin ayağına gidip onu ikna ediyor, elinden tutup tiyatro salonuna getiriyorlar.
Tiyatro Kedi tarafından sahnelenen ilk oyun, polisiye gerilim türünde bir oyun olan Ölümüne Suçlu . Bu tür, uzun yıllardır ülkemizde tiyatro sahnelerinde görmediğimiz bir tür. Oyunda Arsen Gürzap. Ayda Aksel, Şükrü Türen (Atılgan Gümüç ile dönüşümlü oynuyor) ve Hakan Altıner rol alıyor. Richard Harris tarafından kaleme alnına ve Füsun Günersel'in Türkçeleştirdiği oyunda dekor Figen Sosysal'a, kostümse Sadık Kızılağaç'a ait. 5 Kasımda perde diyen oyunun prömiyerine katılan "komşu tiyatro"dan Gencay Gürün, Tiyatro Kedi'nin kuruluş aşamasında verdiği destekten ötürü teşekkür edilmek üzere, selamda sahneye davet edildi. Gencay Hanım "Tiyatroların kapatıldığı böyle bir zamanda, yeni bir tiyatro açma deliliğini gösteren bu insanlar çok büyük bir alkışı hakediyor" diyerek, ülkemizde tiyatronun ne kadar zor şartlar altında yapıldığının bir kez daha altını çizmiş oldu. Biliyorsunuz, aynı alanda hizmet veren iki ticari kuruluşa normal şartlar altında rakip denir. Hele ki bu iki ticari kuruluş kısıtlı bir kitleyi hedef alarak yan yana hizmet veriyorsa, rekabet çok daha farklı bir boyuta taşınır. Ancak şu durumda gördük ki, tiyatroya gönül vermiş insanlar söz konusu oluyorsa, tiyatro adına sergilenen bu hoş dayanışma kaçınılmaz oluyor ve böylesi sahneler seyircinin oturduğu yerden çok anlamlı görünüyor.
İşte Tiyatro Kedi'yi kurma deliliğini gösteren ve aynı zamanda Ölümüne Suçlu oyunun yönetmeni ve oyuncularından biri olan Hakan Altıner 'le ve oyunun iki başrol oyuncusu Arsen Gürzap ve Ayda Aksel 'le küçük birer söyleşi yaptık... Yeni kurulan bu tiyatroyu, yıllar sonra İstanbul izleyicisiyle buluşan polisiye gerilim türündeki bu oyunu ve oyunda canlandırdıkları karakterleri kısa kısa anlatmalarını istedik...
Öncelikle hayırlı olsun diyelim. Biraz bahsedebilir misiniz hem bu yeni inşa edilen salondan, hem de yeni kurduğunuz tiyatro topluluğu; Tiyatro Kedi'den?
Hakan Altıner: Profilo Alışveriş Merkezi'nda yaklaşık beş senedir, Gencay Gürün 'ün sanat yönetimindeki Tiyatro İstanbul'un oyndığı salon, buraya çok öenmli bir seyirci potansiyeli kazandırdı. Hem seyirci sayısı, hem de prestij adına Profilo üst yönetmi bundan etkilenmiş olmalı ki, yoktan bir tiyatro daha var etmeye karar vermiş. Ve nitekim daha önceden büro katı olarak kullanılan bu katı, oldukça zor bir mimari düzenlemeyle birlştirerek 253 kişilik yeni bir tiyatro salonu ve 100 kişilik bir kabare salonu çıkardılar ortaya. Bu proje daha hayal aşamasındayken bizim haberimiz olduğu. Beşiktaş Belediye Başkanı'yla düştüğümüz anlaşmazlıktan dolayı Akatlar Kültür Merkezi'ndeki görevimizden istifa etmiştik. Ertesi günü Profilodaki Genel Sekreter bey bizi aradı ve "Bizim böyle bir hayalimiz var bunu paylaşır mısınız?" dedi, bu hayal bizi de çok heyecanlandırdı. Baştan itibaren bu salonun her noktasında var olarak bu projeyi geliştirdik. Yeni bir özel tiyatro kurarken, yeni bir topluluk, yeni bir anlayış, yeni bir dinamizm olsun istedik ve böylece Tiyatro Kediyi kurduk.
Bir Polisiye gerilim oyunu olan Ölümüne Suçlu'yla perdelerinizi açıyorsunuz. Seçtiğiniz oyun da dahil olmak üzere seyirciyle buluşmak adına farklı bir strateji izliyorsunuz galiba. Afişinizin tasarmından, televizyon ve radyo kanallarında çarpıcı spotlarla yer almanıza, metro vagonlarına reklam vermenize kadar Türk tiyatrosunda pek rastlanmamış bir tanıtım çalışması yaptığınız dikkatimizi çekti...
H.A: Meseleye şöyle yaklaşmaya çalışıyoruz; Antik Yunan'dan bugüne kadar tiyatro, hiçbir zaman çağdışı olma ihtimali bulunmayan bir niteliğe sahip oldu ama zaman zaman ilerleyen teknoloji karşısında, teknolojinin insanlara cazip gelen yönleri karşısında yenik düşüyor gibi gözküyor. Televizyonun, sinemanın tiyatroyu özellikle Türkiye'de olumsuz yönd etkilediği bir gerçek. Biz de bu teknolojilerin imkanlarından yararlanarak tiyatronun işlevini insanlara duyarmak üzerine bir planlama yaptık ve televizyonla işbirliği yapmayı uygun bulduk. Afiş meselesine gelince, son zamanlarda İstanbul'da artık afiş asacak yer kalmadı. Ya o büyük billboard'lar için çok ciddi masraflara gireceksiniz, ki bir tiyatronun bütçesinin bu masrafları karşılaması mümkün değil, veya bu tür insanların buluştuğu mekânlar bu tür afişlerin asılmasına izin veriyor, afişlerinizi bu tür mekânlalrda; hoş kafelerde, kitabevlerinde değerlendireceksiniz.. Bu tür mekânlar da çok haklı olarak duvarlarına asacakları afişlerin bir sanat değeri taşımısını talep ediyorlar. Dolayısıyla alıştığımız matbaaya verip bastırılan, üzerinde muhtelif isimler taşıyan sıradan afişler onlar için cazip değil. Bizim tiyatrocu meslektaşlarımız afişleri yollayıp yollayıp bizim afişimizi asmıyorlar diye yakınmakla yetiniyorlar. Onun için başka bir lezzet olsun istedik afişimizde. Sanatçı dostumuz Mete Özgencil bu işi gönüllü olarak üstlendi ve bizim de çok beğendiğimiz ve benimsediğimiz bir afiş tasarımı ortaya çıkardı. Bu afiş kafeler ve kitabevleriye sınırlı kalmasın, daha geniş kitlelerle buluşsun ddeik ve metroyu bulduk ve yeni bir tiyatro olarak ilk defa bütün metro vagonlarında afişleme kampanyasına giriştik. Çok iyi geri dönüş belirtileri var. Televizyon reklamında da Show TV ve Digiturk'le barter anlaşması yaptık. Çok büyük bir yararı oldu.
Oturup seyircisizlikten yakınmak yerine yeni yollara arayıp bulmak, halkla buluşmak ve kapılarını açık tutmak adına bir adım öteye geçmek çok da imkansız değilmiş galiba...
H.A: Evet kesinlikle, eski moda düşünmemeye çalışıyoruz. Oyunu seçerken de aynı mantıkla hareket ettik. Repertuar ilkesi oturtmaya çalışıyrouz. Tiyatro adı altında yapılıp, devlet yardımına sırtını dayayan, "boşver, ucuz bir dekora, az kişiyle oyun çıkaralım abi" mantığından uzaklaşmaya; veya artık demode olmaya başlayan tiyatro akımlarını beceremeyen insanların "biz epik tiyatro yapıyoruz, biz avangart tiyatro yapıyoruz" mazeretlerinin arkasına sığınmasından çok sıkıldığımız için, dramatik tiyatronun unsurları içinde tiyatro gibi tiyatro yapalım dedik. Oyun ararken aklımıza Türkiye'de uzun zamandır bir polisiye oyununun oynanmamış olduğu aklımıza geldi. Dünyada polisiye ciddi bir tür ama Türkiye'de yok sayılıyor. Bu metin benim elime iki yıl önce, İngiltere'de oynandığı zaman gelmişti. Füsun Günersel çok güzel bir çeviri yapmıştı. Kafamdaki ideal kadroyu kurup oyuncu arkadaşlara danıştığımda çok heyecanlandıklarını gördüm ve hadi yapalım dedik, inşallah başarılı oluruz.
Ölününe suçlu oyunundan biraz bahsedebilir miyiz?
H.A: Oyuna polisiye üst başlığını koymak doğru olmasına rağmen biraz da haksızlık oluyor. Evet, polisiye bir oyun, katili var, gerilimi var ama piyasada best seller başlığı altında satılan polisiye romanlar gibi kof değil. Aslında bu psikolojik bir oyun. İki insanın, iki yalın psikolojinin çok ciddi bir şekilde biribiryle çatışmasını ve bundan doğan vahim sonuçları ortaya koyuyor. Dört kişilik bir oyun. Esas kişileri iki kadın. Bunlardan bir tanesi bizim oyunda görmediğimiz bir zamanda, evli sevgilisyle bir kaçamak gecesinde, sevgilisini direksiyon başında kalp krizi geçirmesi sonucu kaybediyor. Adam ölüyor, kadın yalnız kalıyor. Tam nekahat devresindeyken adamın karısı çıkageliyor. Başlangıçta ölüm acısıyla kıvranan acılı eşin teselliyi çeşitli yerlerde aradığını ve en azından kocasının son dakikasını paylaştığı o kadınla, aralarındaki ilişkiyi hiç bilmeden, vakit geçirerek acısını hafifletmeye çalıştığını görüyoruz. Kazayı geçiren kadının bir de erkek hizmetçisi var; dinlediği müzikle, tavrıyla, tarzıyla , dünya görüşüyle biraz uçuk, marjinal bir tip. Bir de kadına yeni hayatına uyum sağlaması için devlet tarafından tahsis edilmiş bir psikolog var. O da kendine özgü bir tip. Bu üçgenin içinde sıkışan kadın aslında tatsız bir sona doğru gidiyor ama tüm bunlar kadına yardım görüntüsünde yapılıyor. Galiba aslında hepsi de yardım etmek istiyor ama içlerinden bir tanesinin amacının bambaşka olduğunu oyunun sonunda görüyoruz ama tabii ki söylemiyoruz.
Arsen Hanım, bize bu oyunda canlandırdığınız Margaret karakterinden kısaca bahsedebilir misiniz?
Arsen Gürzap: Uzun bir aradan sonra ilk kez ciddi bir polisiye gerilim oyunu izleyecek İstanbul seyircisi. Ama böyle bir şey söylediğimizde yanlış anlama olabilir diye de korkuyorum. Polisiye oyunda kimlikler önemli değildir çoğu zaman, konu daha ön plandadır. Oysa Ölümüne Suçlu, tipler değil; kimlikler, karakterler üzerine yapılandırılmış bir oyun. Bir anlamda çok ciddi bir dramatik oyun olarak nitelendirebiliriz. Finali sürpriz kalsın diye davetiyelere de yazdık, o nedenle söylemeyeceğiz. ben de eşini kalp krizi sonucu kaybetmiş ve ona inanılmaz zaafı olan bir kadını oynuyorum.
Devlet tiyatrosundan sonra Tiyatro İstanbul dışında uzun yıllardır ilk defa bir özel tiyatroda rol alıyorsunuz, Tiyatro Kedi ne ifade ediyor sizin için?
A.G: Bunun bir özelliği var; İstanbul çok şık ve güzel bir tiyatro salonuna kavuşuyor. Biz hem bu tiyatro salonu inşaat halindeyken içindeydik, hem de tiyatroyu kuran Hakan ve İpek Altıner çiftiyle birlikte oluşturduk birtakım meseleleri. Hepimize ayrı bir heyecan verdi. Bir yandan bir tiyatro kuruluyordu, bir yandan biz yeni bir tiyatro salnonunda, yeni bir tiyatro grubuyla, yeni bir oyunun provalarını yapıyorsuk. O nedenle pek çok bakımdan benim için önemi var.
İleriki yıllarda kendinizi bu tiyatroda görüyor musunuz?
A.G: Devlet tiyatrosundaki işlerim müsade etttiği sürece tabii ki. Örneğin ben tek kişilik bir oyun yapmayı çok istiyorum, yarı müzikli, yarı dramatik bir oyun düşünüyoruz, onu da burada yapmayı planlıyoruz.
Devlet tiyatrosunda yeni bir projeniz var, çok iddialı bir kadroyla, bir oyun sahneye koyuyorsunuz, kısaca ondan da bahsedebilir misiniz?
Neil Simon 'ın Güneş Çocuklar diye bir oyununu sahneye koyuyorum. Aynı zamanda A.G: İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun 200'üncü oyunu olması dolayısıyla bir de kutlama yapılacak. İki tane çok önemli rol var, bunları da çok büyük iki aktör oynayacak. Şimdilik kimler olduğunu söylemeyeyim çünkü tam anlamıyla netleşmedi. Bu oyun için de çok kısa bir süre içinde çalışmaya başlıyoruz.
Ayda hanım, siz de oyunda canlandırdığınız Julia karakterini anlatabilir misiniz?
Ayda Aksel: Julia yalnız yaşayan, anladığımız kadarıyla da hayatı boyunca yalnızlığı tercih etmiş, kendi ayakları üzerinde durmuş bir kadın. Ailesiyle de yakın ilişkileri olmdığını anlıyoruz. Hep kendisi bir şeyler yapma çabasında olmuş bir grafiker. Hayatı avuçlayarak, sağlam basarak yaşayan; bunun getirdiği bir miktar dobralığı, sertliği de taşıyan bir kadın. Dünyanın en talihsiz olaylarından biri geliyor başına, evli bir adamla kısa birlikltelik yaşıyor, adam onun yanındayken direksiyon başında ölüyor ve sonrasında o adamın karısıyla tanışıyor. Yani her bakımdan travma üzerine travma yaşadığına şahit oluyoruz.
Ölümüne Suçlu bir polisiye gerilim oyunu olması açısından ülkemizde pek alışılmadık bir tür...
A.A: Ben bu oyunu polisiye gerilim olarak görmüyorum Bu oyun çok ciddi bir psikolojik drama, o yönü beni çok etkiliyor. Katil kim, oradan kim çıkacak, kim ölecek gibi sorular gelmiyor insaanın aklına.
Sahneyi güçlü bir kadroyla paylaşıyorsunuz...
A.A: Biz tiyatro yapmak için, iyi bir oyun çıkarmak için, doğru bir kast olduğuna inandığımız için buradayız. Bu benim için çok önemli. Yeni bir oyun her zaman yeni bir şeyler öğretir ama karşiında gerçekten attığın topu en sıkı şekilde yakalayan ve sana onu besleyerek geri gönderen bir oyuncu varsa, işte o zaman gerçekten ilk günden itibaren bir okul olmaya başlıyor. Her zaman yeni bir şeyler öğreneceğiz ama, böyle durumlarda sahne gerçek bir okula dönüşüyor ve bilgiler katlanarak size gelmeye başlıyor, her anından bir şey öğrenmeye başlıyorsunuz. Ve inanılmaz bir keyif haline geliyor. "Evet, ben bunun için buradayım, ben bunun için tiyatro yapıyorum" dediğim ender zamanlardan biriydi benim için. Artık bundan sonra oyunun durumunun ne olacağı, başarı elde edip etmeyeceği çok ayrı bir macera tabii ki ama buraya kadar yaşadığım, benim tiyatrodan istediğim her şeydi; iyi bir oyunda iyi bir oyuncuyla oynamak. Böyle bir şansım oldu çünkü karşımda Arsen Gürzap vardı. Tiyatroda çok az insan var; onunla oynamalıyım dediğim ve bu benim için çok büyük bir şans...