İzmir'de Casablanca rüzgârı esti...
Efendim, bu Casablanca'yı, Fas'taki Casablanca sanıyorsanız, baştan söyleyeyim, ben müzikale aktarılan efsanevi film Casablanca'dan bahsediyorum…
Çünkü üstüne dosyalarca çalışma olan, izleyenleri hâlâ alıp sürükleyen, dünya sineması'nın unutulmaz başyapıtı Casablanca, doğuşundan 65 yıl sonra Türkiye'de Tiyatro Kedi ile tiyatro sahnesine taşındı.
Ünlü filmin konusunu hatırlamak gerekirse...
II. Dünya savaşının ilk zamanları... Çek direniş örgütünün lideri Victor Laszlo, Alman Nazi kampında bir yıl esir kaldıktan sonra kaçar ve Casablanca'ya gelir. Ne var ki, yanında güzelliğiyle meşhur karısı da vardır...
Çiftin amacı yakalanmadan Libzon'a, oradan da Amerika'ya iltica etmektedir. Lakin bütün umutları, şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlanmıştır. Rick, kaçış için gerekli olan pasaportlara sahip tek kişidir. Ne var ki Victor Laszlo'un karısı, Rick'in kalbinin derinliklerine gömdüğü ve bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı büyük aşkıdır!... Rick hüzünlü ve kırgındır, çünkü Paris'te birbirlerini tanıyamadan yaşadıkları o güzel günlerin sonunda, gitmeye karar verdikleri gün sevdiği onu terk etmiş, tek başına kalmıştır. Tren istasyonunda elinde haber pusulasıyla kalan Rick, bu olayla adeta yıkılmıştır...
Bir yandan kuş uçurtmamaya çalışan Alman subayı Strasser, bir yandan da her zaman rüşvet almaya hazır Fransız komiser Renault'un baskısı altında olan Rick, bu paha biçilmez evrakları İlsa ve kendi için mi kullanacak, yoksa Laszlo'ya mı verecektir?...
Film kadar efsanevi ve herkesçe bilinen meşhur repliği de bir çok kitaba ve filmde kullanılmıştır...
Örneğin bu kitaplardan biri, Amerika'nın bir numaralı polisiye yazarı olan Herbert Lawrence Block'un bir kitabıdır. "Bir Bernie Rhodenbarr Polisiyesi" dizisinden, kahramanı hırsızların en sevimlisi ve iyi yüreklisi olan Bernie'nin anlatıldığı, "Kendini Humphrey Bogart Sanan Hırsız"da görürüz Casablanca'yı. "Ne diyebilirim ki? Ben öteberi çalarım. İdeal olarak nakit çalmayı tercih edersem de, bu kredi kartı ve yirmi dört saatlik otomatik para çekme makineleri çağında onu bulmak da giderek güçleşiyor. Onlar kendi hayatlarını yaşar, ben benimkini ve ikisi birbiriyle hiç kesişmeseler ben çok daha memnun olurum" diyen Bernie, Bogart filmleri haftasına katılır. Ve bir hırsız olarak, "Tekrar çal Sam'i" kendine göre yorumlar!...
1972 yılında Woody Allen'ın "Play it again Sam" - "Tekrar Çal, Sam" adlı bir filmle, "Casablanca"ya gönderme yapması ile filminde yer almayan "Tekrar Çal Sam" sözü Casablanca ile özdeşleşmiştir.
Gelelim oyuna... Salonu dolduran İzmirli'leri bilmem ama bu oyun sayesinde ben harika bir gece yaşadım.
Sahnede Barış Dinçel'e ait çok iyi tasarlanmış bar dekoru eşliğinde, müziklerle başlıyor oyun...
Cenk Taşkan, oyun için tam on dört özgün beste yapmış... Oyun ilerledikçe araya serpiştirilen bu parçalar, bilhassa replikler ardından oyunu hemen hızlandırıyor, ateşliyor.
Hakan Altıner'in yönettiği müzikalde iyi bir ritim sağlanmış. Çünkü repliklerin ardında müzikal, müzikalin ardından repliklerin girmesi, seyircinin dikkatini sürekli canlı tutuyor. Bu müzikler arasında neler yok ki... Müzik direktörü Önder Bali şefliğinde piyano, kontrbas, davuldan oluşan "Kedi Trio" canlı performansıyla caz çalarken, oyuncular Azeri koreograf Kahraman Yasirov tarafından hazırlanan koreografi eşliğinde dönemin step, tango, swing türü danslarını sahneliyor. Bunların yanında "Summertime", "Unforgettable", "Over the Rainbow" gibi nice klasik de yer alıyor, çeşitli danslarıyla... İkinci yarının başında gösterilen oryantal şov ise çok da gerekli değildi kanısındayım.
Danslarda tezgahtar Barış Berker, barmen Sertaç Ekici ve lugatti Onur Turan dansları ve uyumlarıyla göz dolduruyorlar. Ancak oyunda birisi var ki, o güzel sesi ve büyüleyici yorumlarıyla kulaklarımı mest etti: Bu kişi solist Sitare Bilge'den başkası değil... Bence oyunun en dinamik, en coşkulu kişisiydi. Çok iyi bir performans sergiledi...
Türkçe şarkı sözleri İpek Kadılar Altıner'e ait ve her sahneyle de uyumlu. Sadık Kızılağaç'ın kostümleri de dönemi yansıtmakta hayli başarılı. Hele oyuncuların iki kostümlerini, belirli aralıklarla değiştirdiklerini düşünürsek... Rick'e o soğukluğunu veren pardesü yerine kullanılan beyaz takım ise sırıttı ne yazık ki...
"Yıllar önce oynadığım üç bölümlük diziyi saymazsak bu ilk oyunculuğum olacak" diyen ve filmde İngrid Bergman'ıın oynadığı İlsa'yı canlandıran Sibel Bilgiç ise beni hayal kırıklığına uğrattı. İster acemilik diyelim, ister heyecan, "şarkıcı" olarak tanıdığımız Bilgiç bir şarkı haricinde hep kötü performans gösterdi. Oyunculuğu da oldukça vasattı. Bir söyleşide "Evet ilk kez tiyatrodayım. Bu proje bana teklif edilince çok sevindim. Çünkü gerçekten tiyatroya katkıda bulunmak istiyorum. Türkiye'de kimlere ve nelere prim verildiğini görüyorum. Bizim gibi sanatçıların katkısı olmalı diye düşünüyorum" diyen Bilgiç, tecrübeli oyuncular arasına oldukça sönük kaldı ve filmde önemli bir karakter olan İlsa'yı, oyunda parlatamadı...
Zira Victor Laszlo rolündeki Cenk Tunalı'yı da oldukça donuk ve tedirgin buldum. Üçüncü Reich'dan Binbaşı Strasser olarak karşımıza çıkan Abdül Süsler ise, bana kalırsa, filmdeki Conrad Veidt'den esinlenerek, olduğundan çok daha acımasız bir tavır sergilemeliydi...
Müzikalde her tür yolsuzluğa karışan Komiser Renault'yu canlandıran Mehmet Ulay ise oyunun pasörü gibiydi. Biraz daha şeytani bir Renault beklesem de, oyunun denge unsurunu ustalığın verdiği rahatlıkla, büyük bir başarıyla yerine getirdi...
Tabii bütün bunlar bir izleyici olarak benim şahsi yorumlarım...
Kusursuz şan tekniğiyle Sitare Bilge'nin yanı sıra Rick rolündeki Atılgan Gümüş ise çok iyiydi... 4 Oscar ödüllü Casablanca filminin unutulmaz starlar kategorisine taşıdığı baş rol oyuncularından Humphrey Bogart'ın canlandırdığı Rick rolünü üstlenen oyuncu, hem oynadı, hem söyledi hem de dans etti. Gerçek bir oyunculuk nasıl olurmuş, sayesinde görmüş olduk. Gerçekten sesiyle ve danslarıyla harika bir performans sergiledi... Oyunun parlayan yıldızıydı diyebilirim. Özellikle Yvonne rolündeki Beste Tok'la yaptıkları tango, oyunun en hoş süprizlerinden biri oldu benim için...
Aynı zamanda bir oyuncu olan oyunun yönetmeni Hakan Altıner'i de burada alkışlamak gerek. Bir söyleşisinde "Biz Tiyatro Kedi'yi kurarken, 'Tiyatro gibi tiyatro' yapmaya karar verdik. Bizim anladığımız tiyatro nedir?.. Tiyatro bir illüzyondur, bir arınmadır. Seyirciyle buluştuğumuz zaman ona bir öykü anlatmaktır. (…) Gerçek tiyatro seyircisi, emek vererek sizi seyretmeye, oyun izlemeye geldiyse; sizin onu tiyatrodan soğutmanızı, ucuzlatmanızı, belden aşağıya vurmanızı değil; tam tersine sizden onunla bir öyküyü paylaşmanızı istiyor" diyen Altıner, oyunu başarıyla sahneye koymuş...
Murray Burnett ve Joan Alison'un "Everybody Comes to Rick's" başlıklı oyuna dayanan filmi bu kadar meşhur olduktan sonra, oyununu izlemek de gerçekten büyük keyif... Anlaşılan o ki, gerçekten de "Herkes Rick'in Barı'na gelir"!...
Bu Casablanca rüzgârı üşütmediği gibi, isçinizi de ısıtacak...
Hakan Altıner'in ruh katarak sahnelerimize taşıdığı bu Casablanca'yı kaçırmayın derim... Üstelik Casablanca ve Rick bu kadar yakınınızdayken...
Ersan Erçelik