Bir kucak dolusu aşk...Yarım Bardak Su
Bir Kadın… Bir Erkek…
Ve Yarım Bardak Su…
Kadına kucak dolusu aşkını veren erkek,
kadından sadece “yarım bardak su” isterdi…
Kadın erkeğin aşkına aşkıyla cevap verir,
ve her aşk gününde içilen
“yarım bardak su” olurdu…
Erkek, ülkeyi yönetirken harcadığı gücünü, yorgunluğunu
Kadının yanına geldiğinde arkasında bırakıyordu.
Kadının evinden içeri adım attığında,
huzur buluyor, rahatlıyor,
hayatın yaşamaya değer olduğunu hissediyordu.
Kadın ışıltısı, güzelliği, zekası,
anlayışı, hoşgörüsü ve sevgisiyle
yıllar boyunca adama kollarını açtı,
evini açtı.
Her şeyi konuşurlardı.
Ülke sorunlarını, siyasi ortamı,
Müttefik ülkelerle yaşanan durumları,
Halkın içinden yükselen çeşitli sesleri,
Ordu'nun ülke yönetimi ile ilgili düşüncelerini…
Her şeyi… her şeyi konuşur, tartışırlardı.
Kadın düşüncelerini söylemekten kaçınmazdı.
Fikirleri erkeğinkilerle zıt düştüğünde bile,
kendi düşündüklerini, kendince doğru olanları
erkeğe söylemekten çekinmezdi.
Kadın her defasında sorardı ona
“Ne içersiniz?” diye…
Her defasında “Yarım bardak su” isterdi erkek…
Yıllar öncesinden kalma kalite bir şarap,
yada pahalı bir şampanya içmeyi teklif etse de kadın,
“olur içelim” derken erkek,
şarap yada şampanya bir kenara bırakılır,
erkek yine “yarım bardak su”yunu içerdi.
Kadın vermişse yarım yerine bir bardak su,
erkek suyun yarısını içer,
geri kalanının ziyan olması yerine,
bir saksının dibine dökülmesini isterdi.
Bu aşk hikayesinin temelleri,
kadının bir oyunu sonrasında atılmıştı.
Kadının muhteşem sesi karşısında
büyülenmişti erkek...
Kadın, ünlü Opera eserlerinin
baş oyuncusuydu.
Çiçekle kutlama, tanışma derken,
erkek kadını evinde ziyaret etmek istemişti.
Kadın evliydi… erkek de…
Evlilikleri,
onların yıllar geçtikçe büyüyen
aşklarına engel olamadı.
Kadın boşandı…
Erkek evliliğini sürdürdü…
Ama ikisinin aşkı yıllarca sürdü ve
adam bu dünyadan ayrılana kadar devam etti…
Erkek, yıllar boyunca gül getirdi,
gül yolladı kadına…
Kucak dolusu güller…
Kucak dolusu sevgi…
Ve “Yarım bardak su”…
Kadınla erkeğin aşkını suladı,
büyüttü… büyüttü…
Bu hep böyle sürdü…
İyi günde de kötü günde de birlikte olmuşlardı.
Hatta kadın her şeye rağmen
bir bebek dünyaya getirmişti.
Ama erken doğan ve tüm çabalara rağmen
yaşatılamayan bir bebekti bu…
Erkek hiç boşanmadı.
Kadınla ve karısıyla geçirdi yıllarını.
İkisinden de hiç ayrılmadı…
Taa ki, bakıldığında insanın içini ürperten,
görünüşü karşısında soğuk soğuk terleten
o çirkin darağacının ucundan sarkan ilmek,
bir gün erkeğin boynuna geçene kadar…
Ve ölüm onları ayırana kadar………………
…………………………………………………..
Bu gerçek hayat hikayesini
2 saat boyunca yaşamak istiyorsanız,
Profilo'daki “Kedi” tiyatrosuna gitmenizi öneriyorum.