'Müzikaldeki Hayalet' canlandı
HASAN ANAMUR
'Müzikaldeki Hayalet'i sahneye koyan Hakan Altıner, zaman zaman salonu da kullanarak oyuncuları seyircilerle bütünleştirmiş, değişik müzikallerden ve klasikleşmiş pop şarkılardan yaratılmış danslarla da oyuna canlılık ve olumlu bir görsellik kazandırmış
Deniz Türkali'nin canlandırdığı 'hayalet diva' ikide bir eyleme kalkışarak müzikali hoş bir biçimde hareketlendiriyor.
Tiyatro Kedi, 'Kibarlık Budalası'yla birlikte ilginç bir yapım daha sahneliyor: Broadway'de uzun oynama rekorları kıran 'Müzikaldeki Hayalet'. Çok sayıda Broadway müzikaline imza atmış Dave Reiser'in Jack Sharkey'le birlikte yazdığı oyunu sahneye koyan Hakan Altıner. Çevirmenin adıysa belirtilmemiş.
1988 tarihli bu ortak yapıtta, Gaston Leroux'nun 'Operadaki Hayalet'inden esinlenildiği görülüyor. Dave Reiser bu müzikalde romanın metniyle hoş bir biçimde oynamış, ancak bağları tümüyle koparmamış: baş erkek oyuncusuna Gaston adını vererek Gaston Leroux'ya bir saygı göndermesinde bulundıktan sonra kimi durumları ters yüz etmiş: romanda Paris Operası'nın dehlizlerinde yaşayan, gerçekte hayalet olmadığı halde hayalet sanılan tenor Eric yerine kendi yapıtında gerçek bir hayalet olan geçkince bir soprano yaratmış ve bu kişisine romanda Eric'e aşık olan genç soprano Christine'in adını vermiş; kendi metnini de, farklı da olsa, 'aşk' sahnesiyle düğümlemiş; konuyuysa günümüz Amerikan toplumuna taşımış ve gösteriyi bir müzikal komedyaya dönüştürmüş.
Düzenlediği müzikal metin ve Türkçe şarkı sözleriyle İpek Kadılar Altıner'in, özgün besteleriyle Cenk Taşkan'ın oyuna önemli ve olumlu katkıları var.
Olay, bütün küçük tiyatrolar gibi her türden sorunla boğuşan bir tiyatronun sahnesinde geçer. Hem oyuncu hem yönetici olan Gaston tiyatrosunu kurtarmaya çalışmakta, sahneleyecekleri müzikalin başrolü için genç sopranolar denemektedir. Tiyatro binası eski bir operadır, ve bu sahnenin de bir hayaleti vardır: 200 yıl önce öldüğü, Mozart'la ahbaplık etmiş olduğu anlaşılan, ancak ölümünü kabullenmeyen, sahnede asılı tablosunun içine yerleşmiş, istediğinde buradan inen, bu arada adayları kıskanan, başrolü kendisi kapmak isteyen, bunu sağlamak için biri dışında bütün adayları kaçırtacak olan eski bir 'diva'; yanında da ölmüş olduklarının bilincine varmış, ancak divaya bu gerçeği bir türlü kabul ettiremeyen yardımcısı...
Dinçel'in sahne tasarımı ustaca
Dramatik bir yapısı olmayan sahnelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşturulmuş bu biraz dağınık müzikali sahneye koyan Hakan Altıner arka sahneye 'canlı müzik' yerleştirerek olaya bir anındalık ve canlılık kazandırmış. Zaman zaman oyuna da katılan Önder Bali yönetimindeki Orkestra Kedi'nin yarattığı bu etki kimi kez, özellikle de ilk ve son sahnelerde, böceklerle oynayan oyuncuların seslerini bastıracak düzeye çıkıyor. İdeal müzikallerse, play-back'siz oynananlar. Altıner, zaman zaman salonu da kullanarak, oyuncuları seyircilerle içiçeleştirerek sahne ile salonu bütünleştirmiş, değişik müzikallerden alıntıladığı parçalarla, 'Fernando's hide-away' gibi klasikleşmiş pop şarkılardan yaratılmış danslarla da oyuna canlılık ve olumlu bir görsellik kazandırmış. Bunda koregrafiyi tasarlayan Mikel N. Vidal'in katkısı da önemli. Gösteriye espri ve renk katan bir uygulama da Barış Dinçel'in sahne tasarımı. Kuklalarla zenginleştirdiği soyunma odalarından birini salona yerleştiren Dinçel, kullandığı renklerle diva Christine'den kalma, bu kez sahne üstüne yerleştirilmiş soyunma odasının dönemsel özellikleriyle az malzemeyle çok şey anlatma yolunu ustaca bulmuş. Demet Tuncer'in kendi yaratısı olduğunu tahmin ettiğim giysileri de canlandırdığı her kişiliği görsel olarak çarpıcı biçimde özetliyor.
Elif Çakman, Dilek Aba ve Erez Ergin Köse'nin katkılarıyla da gerçekleşen müzikalin başrollerde üç sanatçı var: Deniz Türkali, Demet Tuncer ve Atılgan Gümüş. Deniz Türkali'nin canlandırdığı 'hayalet diva' ikide bir eyleme karışarak müzikalin eklemlemesini hoş bir biçimde sağlıyor. Türkali, canlandırdığı kişi aracılığıyla gerçek sanatçıların tutkularını, alınganlıklarını, kırgınlıklarını, hatta çevirdikleri dolapları, ancak sonuçta da ortak sahne tutkularını yansıtıyor seyirciye. Atılgan Gümüş de, tiyatronun hem yöneticisi, hem oyuncusu rolünde gerek oyunculuğu, gerek dans yeteneği, gerekse sesiyle bu ilginç müzikalin can damarlarından biri. Müzikalin yıldızıysa, her biri farklı kişiliklerdeki başrol adayları sopranoları rengârenk bir yelpazede canlandıran Demet Tuncer. Daha ilk antresiyle oyuna damgasını vuranlardan biri olan Tuncer geniş sahne olanaklarını bu müzikalle de kanıtlıyor.