Yarım Bardak Su'da aşk, sanat ve siyaset...
Tiyatro Kedi, yakın dönem tarihimizin “başvekil” namıyla bilinen siyasi karakteri Adnan Menderes'i, kurmacanın bir kahramanına dönüştürürken tarihten ödünç aldığı bilgileri kurgunun hizmetine sunup “aşk” ve “siyaset”i “Yarım Bardak Su” ile farklı bir tanım sürecinde seyirciyle buluşturuyor.
Kurgunun tarihten ödünç aldığı karakterlere yeni bir öykü giydirme çabası, çoğunlukla “gerçek”liğin kalın duvarlarına toslar. Ne gerçeklik peşindekiler ne de kurmaca düşkünleri mutlu ve mesut ayrılır böylesi bir seyirlikten. Tarık Günersel, tavrını kurmacadan yana kullanıp, dönemin olaylarını fonda aktarırken, karakterleri kendi gerçekliklerinin dışında bambaşka bir gerçeklikte, kurmacanın gerçekliğinde buluşturmayı yeğliyor. Seyir perdesi aralandığında, sahnede gördüklerimiz kurmacanın gerçekliği olmaktan bir adım uzaklaşmıyor. Bu anlamda, Yarım Bardak Su, dönemin olaylarını sunarken, seyirciyi aşk, evlilik, siyaset gibi farklı kompartımanlarda ağırlamasını biliyor. Ve yakın tarihimizin karmaşık ve çetrefil olaylarına başka bir pencereden bakmayı teklif ediyor.
1950'li yıllarda, ülkenin demokrasiye geçme sancıları çektiği bir dönemde, halkçı söylemiyle genel seçimlerde yüksek bir oy alan “Başvekil”in; sanatının zirvesinde bir piyanistle arasında geçenler, ülkenin “mahrem”inden iki ünlü insanın gözlerden uzak sohbetine uzanan bir çizgide ilerliyor. Verilen başarılı konserler, alınan siyasi başarılar ve iki insanın aşk ekseninde ilerleyen buluşmaları Yarım Bardak Su'nun epizodik ilerleyişinin ana motifini oluşturuyor. Bu ilerleyiş aynı zamanda, aldığı başarılarla muhalefetini yok eden siyasetin; özgür ve başarılı bir sanatla “eleştirilmesi”nin de sırrını ifşa ediyor. Aşkın siyaseti zor; siyasetin aşkı imkansız görünse de, her sohbetin içerisine bazen siyaset bazen sanat sızsa da, bu çetrefil yolda iki ayrı kaderi yaşayan ikilinin söylediklerinden ve yaşadıklarından kurmaca yordamıyla çok şey kalıyor geriye.
Bir “yazar”ın muhayyilesi çalışmaya başladığında artık siyaset ve sanat dünyasının iki ünlüsü, yazgılarını teslim ettikleri bir kurmacanın figürleri olarak kendi “son”larına bir başka sonu daha eklerler. Sanatın, siyasetin ve evliliğin kurumsal yapısının çatlaklarından fışkıran ve aslında “olmayan” bu aşk, olduğunda ne katacaktır bu ikilinin hayatlarına?.. Siyaset, kalkanları “aşk”la düştüğünde “gerçek”le yüzleşecek; sanat, “özgür”lüğünü teslim etmediği ölçüde varlığına bir teminat bulabilecektir. Bu bir ilerleyiş ölçüsü değil; aslına bakarsanız bir gerileyiş ölçüsü. Zamanın tersine aktığı bir demde, ilerlemenin çabası bir bakıma. İçinde resmi olmayan bir çerçeveyi “aşk”la doldurmak isterken; çerçevenin düşen parçaları darağacıyla eşitlendiğinde, gölgesi üzerine düşen bir “zanlı” mutlaka bulunacaktır. Bulunmuştur da…
Yarım Bardak Su, yalın bir dekorda sahnede çıkardığı iki ünlü sima ile yakın tarihimizdeki “aşk” boşluğunu sanatla doldururken, aslında “olmayan” aşklara da bir gönderme yapıyor. Her ziyaretinde bardağın yarısını su ile diğer yarısını aşkla dolduran bir başvekilin bildik trajedisi, farklı bir pencereden sunuluyor. Ayda Aksel ve Can Gürzap iyi bir ikili oluşturmuşlar. Etraflarındaki onca çalkantının uzağında, sığındıkları bir “an”ın içerisinde kendileri olmaya çabalayan iki karakteri, olanca dinginliği ile sahneye taşıyorlar. Barış Dinçel'in sade dekoru ve yap-boz çerçevesi, oyunun dramatik seyrine ironik bir anlam katıyor.
Oyun, elinde yarım bardak su ile yazgısına boyun eğmişlerin, bardağın diğer kısmını “aşk”la doldurma çabasını sahneye taşıyor. Bardağın dolu ya da boş kısmına dikkat kesilmek ise seyirciye kalmış.
Tarihin tüm “olmayan aşk”larına “Yarım Bardak Su” için… Ve “boşluğu” düşünün!.. Tiyatro Kedi: (212) 216 93 14