Stüdyodan sahneye taşınan bir melodram
Tiyatro Kedi, 2004-2005 sezonunda “Kamelyalı Kadın” ile başladığı müzikal yapımlarına bu yıl hafızalarda asılı kalan bir filmi sahnelerine taşıyarak devam ediyor. Ingrid Bergman ve Humprey Bogart’ın başrollerini oynadıkları “Casablanca”, tiyatro sahnesinde yeniden hayat buluyor. Bu prodüksiyon özellikle, bir tiyatro oyunu olarak yazılan eserin dünyada ilk defa yazılma amacına uygun şekilde sahneye taşıması açısından da önemli.
Çek bir vatansever olan Victor Laszlo, eşi Ilsa ile birlikte Alman işgalinden kaçarak bir kuzey Afrika şehri olan Casablanca’ya gelir. Nazilerin eli buraya da uzanmıştır, şehre giriş ve çıkışlar kontrol altındadır. Şehirde en güvenli ve sakin yer, paralı ve keyfine düşkün kesimin müdavimi olduğu bir kulüp olan Rick’in barıdır. Burası aynı zamanda sahte pasaport temin edilebilen de bir noktadır. Şehrin en yüksek rütbeli subayı olan Polis Şefi de(Komiser Renault) bu kulübe sık sık gelip kumar oynamakta, kazanmasının sağlanması karşılığında yasal olmayan faaliyetlere göz yummaktadır. Victor ve Ilsa da bu kulübe gelirler. Ilsa ile Rick daha önceden tanışmaktadır ve beraberliklerine son vermek zorunda kalmışlardır. Aralarındaki buzlar yeniden karşılaşmalarıyla ve bu gergin ortamda erimeye başlar. Klasik Hollywood filmlerinin arasından sıyrılarak Bogart’ın “cool” tavrı, Bergman’ın gizem yüklü tutkulu aşkı, Sam’in piyanosu başındaki sakin müziği ve ünlü öpüşme sahnesiyle belleklerde yer edinen Casablanca, savaş melodramları içinde en bilinenidir.
Hakan Altıner’in yönettiği müzikalin şarkı sözleri İpek Kadılar Altıner’e besteleri ise Cenk Taşkan’a ait. Taşkan’ın bu müzikal için geçen senekinden daha kalıcı özgün besteler çıkardığını belirtebilirim. Bu özgün bestelerin yaratımı aşamasında, arabesk ve romantik atmosfer ile dansın varlığının, ilham perisini, Taşkan’ın yanıbaşında daha uzun süre alıkoymuş olması da söz konusu olabilir. Müzik direktörü Önder Bali aynı zamanda piyanist Sam olarak da karşımızda. Ingrid Bergamn’ın canlandırdığı Ilsa rolünde uzun zamandır sanat ortamında görünmeyen Sibel Bilgiç yer alıyor. Sesinden dolayı müzikaldeki rolü canlandıran ve daha önce hiçbir tiyatro deneyimi olmayan Bilgiç’in sahneye yakıştığı kesin. Yalnız o ağırbaşlılığının altında yatan tutkuyu, Rick’e olan öfkesini unutturan aşkını daha ön plana çıkartmalı, gençliğini ve içindeki enerjiyi rolün sarmaladığı hüzünlü duruşa yansıtmalıdır. Zira şu anki mesafe, belki yönetmenin bir tercihiyle, Ilsa’nın diğer oyuncularla arasına bir set çekiyor ve onu yalnızlaştırıyor. Rick rolünde, bir süredir takdirle takibettiğim genç oyuncu Atılgan Gümüş var. Atılgan’ı oyunculuğuyla, sesiyle ve dansıyla tam bir müzikal oyuncusu olarak nitelendirebilirim. Müzikal her ne konuyu işlerse işlesin, karakterlerden herhangi biri seyredeni üzebilir de, sevimsiz de gelebilir. Ama Casablanca’da Binbaşı Strasser (Abdül Süsler) karakterinde olduğu gibi müzikalin yarattığı atmosferi gerginleştiremez. Bu durum tiyatroda olabilir. Müzikalin bu yükü kaldırması ise söz konusu değildir. Oyuncu, müzikal boyunca sahneye her çıktığında sinirli ve sert yorumuyla ki ses tonu gür ve kalın olmadığından bağırmak yoluyla bu tesiri elde etmeye çalıştığından huzursuz edici bir figür olarak hafızama kazındı. İşte bunun tam tersi olarak, Komiser Renault rolünde Mehmet Ulay’ın sevimsiz bir karakteri bile nasıl ustalıkla eğlenceli hale getirdiğine de şahit oluyoruz. Birer şarkı yazılarak Binbaşı’nın müzikal olarak varlığını göstermesi, Ulay’ın oyununu kuvvetlendirmesi sağlanabilirdi. Bu boşlukları Sitare Bilge’nin pürüzsüz sesi ve estetik dansı dolduruyor. Bilge’nin canlandırdığı bar şarkıcısı, müzikal için iyi bulunmuş bir figür ancak (iyi ya da kötü anlamda) Ilsa’dan bile rol çalıyor. Yves rolünde Onur Turan seyredende rolünden büyük bir iz bırakıyor. Turan’ın rolü, oyunun gelişimine değil ama müzikalin ruhuna uyan neşeyi, heyecanı, kıvraklığı, enerjiyi ve sıcaklığı tam anlamıyla veriyor.
Koreograf Kahraman Nasirov’u bundan yaklaşık on yıl önce step dersleri verdiği sırada tanımıştım. Sanatının sahnede daha büyüdüğünü, genç sanatçılara çok yakışıyor olduğunu hele ki koreografik sunulmasının müzikale yadsınmaz bir görsel zenginlik kattığını düşünüyorum. Nasirov’un mütevazi kişiliği, karmaşık figürlerden uzak ve sade olmakla beraber, kabullenilmiş ve saygı duyulan bir disiplin içeren etkileyici koreografisine de yansıyor.
Barış Dinçel’in elinden çıkan dekor tasarımı, olayların geçtiği atmosferi, Profilo Kültür Merkezi’nin çok da büyük olmayan sahnesine taşıması bakımından oldukça başarılı. Casablanca’nın Afrikan havasını, barın dönemsel dekorunu, işlevselliği geri plana atmadan vermesi bakımından kolay olmayan bir çalışma. Yalnızca, ortadaki yükselti kısmın yanlardan iki küçük rampayla aşağıya inmesi, sanatçıların geçişlerini kolaylaştırabilirdi. Bir de piyanonun kullanışlı olmasına rağmen, biraz geri planda kaldığını düşünüyorum. Hem Önder Bali gibi müziği, esprisi yüzüne yansıyan, spontan replikleri oyuna renk katan bir sanatçının katacağı değer itibariyle hem de bir enstrüman olarak piyanonun sahneleri zenginleştiren bir aksesuar olması nedeniyle bu yerleştirme yapılabilirdi. Sadık Kızılağaç, zamanını yansıtan ve hareket kabiliyetini kısıtlamayan kostümler yaratmış. Bunun yanında rengin önemini daha arka plana bırakmış. Oysa, Ilsa sahneye girdiği andan itibaren gözleri üzerinde toplamalıydı. Açık ve koyu kahverengi tonlarının hakim olduğu dekor içinde Bilgiç’in kostümünün de aynı renklerden oluştuğunun gözden kaçtığı kanaatindeyim. Oyun tanıtım broşüründe özellikle belirtildiğine göre “Gölge” Tasarımcısı Yüksel Aymaz, ışığı doğal kullanmasıyla ve kalabalık sahnelerde dahi dikkatin nereye odaklanması gerektiğini gösteren tasarımıyla başarılı bir iş çıkarmış. Ancak Aymaz’ın Ilsa’nın kalabalıklar içinde yalnızlaştıran duruşunu, gölgeyle(!) değil lokal ve dramatik ışıkla yüceleştirmesi gerekiyor.
Müzikal yapmak demek, bestesi, koreografisi ve koordinasyonuyla, emek yoğun bir süreci göze almak, sanatta çeşitliliğe ve farklılığa doğru adım atabilmek demektir. Tabii ki kriterimiz (hele ki Türkiye şartlarında) Broadway vari bir müzikal olmamalıdır. Tiyatro Kedi bu sezon da, “Casablanca” gibi ismi büyük bir oyunu, heyecanları büyük oyuncularıyla, cesareti büyük bir yaklaşımla sunuyor.