TİYATRO KEDİ
  Gişe: (212) 216 93 14
          (212) 216 93 15
  info@tiyatrokedi.com
  Online Bilet
  www.biletix.com
 
 
 
Eleştiriler - Robert Schild

Beşinci Sezonunda Perdelerini Açarken
Kulağıma Değişik Tehlike Çanları Çaldıran
Tiyatro Kedi



2002/2003 tiyatro sezonunda, oldukça yeni bir mekânda yeni bir topluluk, yeni bir oyun ile sahne yaşamımızın içine bomba gibi düştü! Her zevke yönelen dükkânları ve restoran/caféleri ile İstanbul’un en güzel sinema salonlarıyla, özellikle hafta sonları kalabalıklaşan Mecidiyeköy Profilo Alışveriş Merkezi’nin büyük tiyatro salonuna daha önce taşınmış olan Tiyatro İstanbul’dan sonra, biraz daha küçük olan ikinci sahnesinde Tiyatro Kedi çıktı karşımıza… Yılların tiyatrocusu Hakan Altıner ile eşi İpek Kadılar Altıner’in kurduğu bu iddialı kumpanya, gene iddialı bir gerilim oyunu olan Ölümüne Suçlu ile Kasım 2002’de “perde!” dediler.

Richard Harris'in yazdığı ve Hakan Altıner'in sahneye koyduğu bu oyunda, evli olan sevgilisiyle birlikte bir haftasonu kaçamağına çıkarken, erkeğin direksiyon başında kalp krizi geçirip ölmesiyle yaşamı bir kâbusa dönen Julia, bir yandan ona yardımcı olmaya çalışan kuralcı bir psikologun, beri yandan ise garip bir tutkuyla bağlı bahçıvanının, ancak en başta ölen sevgilisinin karısının etrafına ördükleri duvarlardan kurtulmaya çalışmaktadır… İlginç konusu, yetkin yönetimi ve en başta Ayda Aksel ile Arsen Gürzap’ın sahne başarımları oyuna gerek izleyici, gerekse eleştirmenlerin ilgi ve desteğini kazandırdı; ayrıca Aksel’e “Afife Jale, her iki sanatçıya ise “Sadri Alışık 2003 en iyi kadın oyuncu” ödüllerini getirdi.

Oyunun bunca tutulmasının yanı sıra, Tiyatro Kedi genel anlamda da “doğru yolda”ydı... 18 Aralık 2002 tarihli bir yazımda (Şalom Gazetesi), bu iki yönü şöyle değerlendirmiştim: “İlki: Oyun ve sanatçı seçimi, bence tam yerindedir; bayağılıktan uzak olmakla birlikte, ilgiyle izlenebilen ve üstelik belirli bir ileti içeren, nitelikli biçimde kotarılmış bir yapım. İkincisi: Gerek kent içindeki tanıtım çalışmaları (zevkli bir afiş ve reklamlar), gerekse basına dağıttıkları ve görsel ile yazılı malzeme içeren CD ile tiyatroyu halka ve medyaya etkin biçimde taşırken, onu yaşatmak için de önemli bir katkıda bulunuyorlar.

Peki, kimlerdi bu yenilikçi ve başarılı tiyatroyu yapanlar? Bir yandan hukuk öğrenimi görmüş, ayrıca İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden yetişme; İBBŞT’deki rejisörlük görevi süresince birçok oyun yönetmiş, ayrıca Akatlar Kültür Merkezi'nde Genel Sanat Yönetmenliği döneminde Tiyatro Bakış’ın bazı yapımlarını orada sahneye koymuş olan Hakan Altıner, oyunlarının hemen tümünü yönettiği, bazılarında ise rol aldığı Tiyatro Kedi’nin sanatsal “babası”dır, topluluğun “ana-erkil” yönetimini ise İpek Kadılar Altıner tamamlıyor, kanımca… Turizm İşletmeciliği eğitimi almış ve yönetim danışmanı olarak çalışmış, bu konuda çeşitli seminerler yürütmüş olan İpek Hanım, daha sonra bazı TV yarışmaları yönetmiş ve sahne yaşamına Akatlar Kültür Merkezi'nde Genel Koordinatör olarak atılmıştı… Anladığım kadarıyla, her ikisinin birlikteliği orada başlıyor ve Kedi “kıvılcımı”nın parlamasının ardından İpek Altıner, topluluğun tüm oyunlarının yapımcılığını üstleniyor, değişik müzik/show programlarının prodüktörlüğünü de yapmasının yanı sıra...

Yüksek gelir gruplarının girip çıktığı bir mekândaki pırıl pırıl tiyatro salonunu doldurmasını bilmiş Kedi’ciler, ikinci oyunları olarak bu kez de güçlü isim Nedret Güvenç ile birlikte Ebru Cündübeyoğlu’nun izleyicileri çekeceğinden emin oldukları, bol koşuşturmacalı bir fars denerler – ve görürler ki, Yalandan Kim Ölmüş de tutuyor! Böylece, bir sonraki tiyatro sezonunda birkaç değişik projeye aynı anda el atmaya manen ve de maddedeten hazırdılar artık …

2003/2004 sezonunu, nitelikli güldürü tiyatrosunun çağdaş bir temsilcisinin oyunu ile açtı, Tiyatro Kedi. İsrailli Ephraim Kishon’un, ülkemizde daha önce (yanılmıyorsam, Devlet Tiyatrosu’nda) sahnelenip büyük beğeni kazanmış Tarlakuşuydu Juliet oyunu, bir çeşit “banko” olacaktı – ve gerçekten de büyük ilgi gördü. Bu kez Şükrü Türen’in yönettiği oyunda Suat Sungur gibi deneyimli bir güldürü ustasının yanında iki genç oyuncuya önemli bir fırsat veriliyordu. Gerçekten de, aynı anda üç rol üstenen Yeşim Alıç bu oyundaki başarımıyla “2004 Afife Jale Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü aldı, Atılgan Gümüş ise Tiyatro Kedi’deki başarılı kariyerine böylece başlamış oldu. Tarlakuşu ile tiyatroya yenilikçi bir uygulama da getirdi Kedi’ciler: aynı mekânda sürdürülen “Yaz Tiyatrosu”nu – ne var ki, her sanatsever tarafınca alkışlanması gereken bu cesur adım, pek yankı bulamadığından bir daha yinelenmedi.

Sıra artık “yarı-klasik” bir oyuna gelmişti: İngiliz dram sanatının “olmazsa olmaz”larından, her tiyatrocu için bir çeşit “okul oyunu”  sayılabilecek Bir Komiser Geldi. Döneminin sosyalist düşünceli yazarlarından J.B.Priestley’in, erken 20. yüzyıl İngiliz toplumu sınıf farklılıklarını da irdelediği bu psikolojik gerilim etüdü ile Tiyatro Kedi, sanki benzer türdeki Ölümüne Suçlu oyunundan sağladığı gelirler ile Hakan Altıner’in bir vesileyle sözünü ettiği “tiyatro gibi tiyatro yapmak” ülküsünü yerine getiriyordu..! Üstad Semih Sergen ile beş genç oyuncunun kotardıkları oyun, diğerlerine kıyasla daha az sahnelenmiş olmakla birlikte, bu topluluğun önemli bir kilometre taşıydı, kanımca…

Ocak 2004’de ilk gösterimi yapılan Komiser’in hemen ardından, Şubat ayında “flaş” bir oyundaha “patladı”: Tarık Günersel’in kaleminden gelme Yarım Bardak Su. 1950’li yıllarda bir yandan çok partili demokrasiye geçme sancılarının yaşandığı, beri yandan SSCB gözdağının karşısında kendisini ABD’nin etki alanına bırakıp Kore’de savaşan Türkiye’de, kitleleri ardından sürükleyen bir başbakan ile sanatının zirvesindeki bir piyano sanatçısının aşkına tanık oluyorduk… Oyunda adları hiç geçmeyen Adnan Menderes’i Can Gürzap, gerçekte bir opera sanatçısı olan Ayhan Aydan’ı Ayda Aksel canlandırıyordu: basında heyecan, gişede izdiham..! Oyun zevkle izleniyor, Aksel’in başarılı performansı, ona bu tiyatrodaki üçüncü ödülünü (2004 İsmet Küntay) getiriyordu – ne var ki, ülkenin en tartışmalı (olup, nedense pek tartışılmayan!) politikacısının yükseliş ve düşüşünü konu edinen bir “siyasi tiyatro” yapıtının, bu dönemi salt yasak bir aşk ilişkisinin gölgesinde (neredeyse “röntgençi” biçimde!) irdelemesi, o denli gerekli miydi?

Mart ayında Altıner’ler yeni bir sahne açıyor. Artık adı Profilo Kültür Merkezi olan mekânda, Tiyatro İstanbul ile Tiyatro Kedi sahnelerinin arasında yer alan, önceleri “Oda”, daha sonra “Kabare Tiyatrosu” olarak kullanılacak yüz kişiye yakın oturma kapasiteli üçüncü salonda ilk olarak, Tiyatro Bakış’ın daha 1999 yılında Hakan Altıner’in yönetiminde sahnelemiş olduğu, Nedret Güvenç ve Toron Karacaoğlu’nun oynadığı, ABD’li A.R.Gurney’in romantik komedisi Aşk Mektupları sergilendi. Aynı sahnede daha sonra gösterime giren “Kedi Komedi Club” ise, iyi niyetle başlatılan Aşk Gibi müzikli skeçin arkasını getiremedi...

Kedi’nin “büyük” oyunları ise dört nala gidiyordu! Örnek olarak Nisan 2004 programına baktığımızda, İstanbul’un iki yakasındaki çeşitli sahnelerde toplam otuz altı gösterinin yer aldığını görüyoruz; on sekiz kez Yarım Bardak Su, yedi kez Tarlakuşuydu Juliet, altı kez Aşk Mektupları, dört kez Bir Komiser Geldi ve bir kez Ölümüne Suçlu – böyle bir yoğunluğa, günümüzde sadece ödenekli tiyatrolarda rastlanabilir..!

2004/2005 sezonuna Tiyatro Kedi değişik bir oyun uyarlamasıyla girdi. Bu kez kalemi ele alan İpek Altıner, Aléxandre Dumas-fils’in çok bilinen Kamelyalı Kadın romanını bir müzikal senaryosuna çevirmiş, şarkıları Cenk Taşkan’a ısmarlamış ve alçak gönüllü bir “süper prodüksiyon” yaratmaya soyulmuştu… Bana kalırsa, bu projenin en iyi yanı, deneyimli Deniz Türkali ve Kartal Kaan’ın yanındaki tüm oyuncuların, yaz aylarında düzenlemiş bir yarışmaya katılan iki yüz seksen genç konservatuar yeni mezunu veya son sınıf öğrencileri arasından seçilmesiydi. İşte, tiyatro sanatını ölümsüzleştirmek için atılabilecek en yüce ve birçok topluluğa örnek olacak simgesel bir atılım..!

Aynı sezonun ilerleyen aylarında, William Gibson’un bir zamanlar çok beğeni kazanmış olan bir aşk / dostluk / dayanışma irdelemesi sahnelenmeye başlandı. Salıncakta İki Kişi oyunu, acaba genç tiyatroseverlere 1950 tiyatrosundan bir örnek göstermek için mi sahneleniyordu, o kuşağın izleyicilerine bir nostaljik yaklaşım mıydı - yoksa Can Gürzap ve Nurseli İdiz ile, bu oyuncuları sevenlere el mi sallıyordu, bilemedim... Oyunu görmek isteyenler için: halen ayda bir kaç kez sergilenmektedir.

Kamelyalı Kadın’ın göreceli başarısı, 2005/2006 sezonunda aynı yazar/besteci/yönetmen ekibini, gene aynı gençleri de sahneye çıkararak bir “CazMüzikal” olarak tanımlanan Casablanca filminin uyarlamasına özendirdi. Aralarına kimi caz standardının da sıkıştırıldığı bu kolaj, aradan bir yıl geçtikten sonra, belki de “niye gerek vardı ki?” sorusunu çağrıştırabilir...  Yoksa, o sıralarda tiyatronline.com sitesinde yayımlanan ve kısa bir polemik başlatmış olan bir eleştirimde, oyundaki “aşk, bazen vazgeçmektir...” repliğine bir gönderme olarak “Tiyatro’ya karşı gerçek aşk, sorgulayıcı / sarsıcı / düşgücünü zorlayıcı yapıtlardan bazen vazgeçmek de demektir...” türündeki uzlaştırıcı yorumum acaba daha mı doğrudur..?

Aynı yıl, “soluk kesici bir gerilim” anonsu üzerine büyük umutlarla beklenen Kuklacı, özellikle Zafer Ergin’in başarılı oyununa rağmen pek beğenilmedi – dahası, önceden bildirilmiş olmasına karşın, Kasım/Aralık 2006 programında yer almadı...

Tiyatro Kedi, acaba bu sezona niye orta halli bir Amerikan romantik komedi ile başlamayı uygun gördü? Neredeyse otuz yıl önce yazılmış Omuzumdaki Melek’te, Türkçe’ye çevrildiğinde pek anlamı kalmayan bazı ABD kökenli espriler bir yana, konu edinmiş üçgen ilişkide, sözde melek olgusundan başka olağanüstü hiç bir özellik yok, oysa... Sempatik görünmeye çalışan (ve bunu aslında başaran) genç Teoman Kumbaracıbaşı’ndan öte, “kıdemli Kedi” Ayda Aksel bile bu oyunu kurtaramıyor... Sevgili İpek/Hakan Altıner’e sormadım, ancak gerçekten merak ediyorum: ilk iki yıllarında sergiledikleri türden güçlü bir oyunu ne zaman koyacaklar acaba..?

Tiyatro Kedi’nin, sahne sanatlarının ülkemizde sevdirilmesine ve yaşatılmasına sağladığı katkılarını, hemen hemen tüm oyunlarına değişik medya ortamlarında yazmış olduğum eleştirilerde sürekli olarak alkışlamışımdır... Her şeyden önce, genç yetenekleri Türk tiyatrosuna kazandırmaları, ayrıca çok izleyici çeken birtakım sıradan oyunların yarattığı maddi kaynaklarla bazı nitelikli yapımları sahneleme yoluna gitmeleri, tiyatro alanında yaptıkları önemli hizmetlerdir. Burada Hakan Altıner’in fikir babalığı kadar, İpek Kadılar Altıner’in de organizasyon yeteneği ve dinamizminin önemli olduğunu varsaymaktayım. Bu bağlamda, daha birkaç hafta önce izleyicilerine yönelik ayrıntılı bir anket sunarak arzu ve tercihlerini öğrenmeye gitmeleri, çok olumlu bir atılımdır. Bu çalışmanın en kısa sürede nitelikli bir oyuna yol açacağını umarım... Bundan dört yıl önce tiyatro dünyamıza iyi bir giriş yapmış olan bu yenilikçi topluluk, zaman içinde kendini aşındırmamalı, popüler kültür cangılına fazla yaklaşmadan “tiyatro gibi tiyatro”dan ödün vermemeli!


« Basında Biz sayfasına geri dön
program   ı   bilet   ı   iletişim   ı   site haritası   ı   kadro   ı  sahne arkası   ı   yolda gördüklerimiz
Tiyatro Kedi bir
Bizim Stüdyo kuruluşudur.
© Copyright 2007
designed by
kadılar interactive