Robert Schild


“Ölümüne Suçlu” ile “Yaşatılan” Tiyatro! 


Kasım ayının başında perdelerini açan yeni bir tiyatro, bir yandan gerilim dolu bir oyun, beri yandan "Garsongs" Grubu ile müzikal tiyatro sunarken, Ocak'tan başlamak üzere ise kabare tiyatrosu'ndan örnekler sunmaya hazırlanıyor. 

Yıllardır nitelikli oyunlar görmeye alıştığımız Profilo Alışveriş Merkezi'nde ikinci bir tiyatro salonuna kavuştuk! Hemen bitişiğinde bulunan "Tiyatro İstanbul"da bundan iki ay önce Gencay Gürün ile söyleşirken, "Tiyatro Kedi"den övgü ile söz etmişti; bundan öte, sağda-soldaki afişler ile radyo, dahası TV reklamlarında bu yenilikçi atılım bir süredir gözüme çarpıyordu, ve sonunda "Ölümüne Suçlu"ya gittik…

Ne tür bir oyun?
Her şeyden önce: Her ne kadar (www.tiyatrokedi.com web sayfalarına alınan yazılarında) H.Devrim ve H.Uluç, daha bilinçli yazan I.Sönmez veya tiyatroya çok daha yakın olması gereken S.İleri, bu oyunu hep bir ağızdan "polisiye" olarak nitelendiriyorlarsa da, tümü yanılıyor! Şunu bilmemiz gerekir ki, polisiye oyunlarda ön plana alınan konu ("plot") olup, tüm gelişmeler onun dolayında gelişir, soruşturmalar sürdürülür vbg. Bu oyunda ise olaydan çok, bu olayı oluşturan insanlar, özyapıları ve devinimleri odaktadır. Dolayısıya, çok çok bir "gerilim oyunu" olabilir, veya en doğrusu, psikolojik bir drama.
Yazarına gelince, gene Hıncal ve Selim Beyler, aktör Richard Harris'e "miş"li göndermeler yaparken, aynı isimli yazarın kim olduğuna değin(e)miyorlar. Oysa, interneti birazcık karıştırmış olsalardı, 1934 Londra doğumlu Richard Harris'in birçok oyununun İngiltere'de ödüller aldığını ve yıllarca sahnelerde kaldıklarını, birinin ise Liza Minelli ile beyazperdeye bile aktarıldığını öğrenebileceklerdi…

Masum mu, suçlu mu?
John Hadrell arabasının direksiyonunda ani bir kalp krizi geçirip öldüğünde, yanındaki kadın, eşi değil, birlikte hafta sonu tatiline çıktığı sevgilisi Julia'ydı! Dul kalmış Margaret, kaza sonucu geçirdiği sakatlıkları atlatmak üzere evinde dinlenen Julia'yı ziyarete gelir ve ardından kendisiyle dostluk kurup ona her konuda yardımcı olmaya başlar. Göründüğü kadarıyla, genç kadının kocasıyla ilkişkisi hakkında bilgisi yoktur. Aynı sıralarda evdeki bazı eşyaları bulamayan Julia, kendisine garip bir tutkuyla bağlı yardımcısı Gary'yi hırsızlıkla suçlayıp işine son verir; kazadan sonra kendisini yoklamaya gelen psikologu da Margaret'in telkiniyle uzaklaştırır. Ne var ki, günler ve haftalar geçtikçe, Julia gittikçe güçten düşecek, unutkanlığı artacak ve morali bozulacaktır. – Margaret ile artık baş başa kalmış olan genç kadına ne oluyor…?
Oyunun odağında bulunan Julia'nın çevresindeki üç kişinin ortak amacı, genç kadına yardımcı olmaktır ve her biri bunu kendine has, değişik biçimde yapıyor: Gary, kendi uçuk, maço ve rock'çu türüyle; ruhçözümcü Austin, kuralcı şekliyle; Margaret ise, her konuya yetişen, tüm ev işlerini üstlenmeye yönelik ve Julia'nın hemen hiç yanından ayrılmak istemeyen bir "iyilik meleği" gibi! Ne var ki, bu tür gerilim oyunlarında bir kişinin fazlasıyla "iyi" bir davranış sergilemesi, bir şeylerin ters gideceğine "alamettir"! Acaba Margaret, tüm bildiklerini açığa vurmamış mıdır – yoksa sonuçta, Julia'nın çevresine korkunç bir intikam ağı mı örmeğe çalışıyor? Genç kadın, onun gözünde "yaralı bir masum" değil de, tersine "ölümüne suçlu" mudur?!
Oyunu izlerken, sinema tarihine girmiş iki dev filmi anımsadım: İlki, "Whatever Happened to Baby Jane?"de Bette Davis'in, birlikte yaşadığı ablası Joan Crawford'u sinsice öldürmeye çalışması; diğeri olan "Gaslight"te ise, Charles Boyer'nin, eşi İngrid Bergman'ı ruh hastası olduğuna inandırmaya çalışması. Richard Harris bu oyununda her iki filmin senaryolarından esinlenmiş olsun veya olmasın – şurası kesindir ki, üstad Alfred Hitchcock'un "gerilim" öğesini tanımlayan şu tümcesini başarılı biçimde kullanmasını bilmiştir: "Asıl korkuyu yaratan, patlamanın kendisi değil, patlamaya doğru gelişen, önlenemeyecek olaylardır!" 

Doğru yolda!
" Ölümüne Suçlu"yu bizim gördüğümüz yapımda bundan öte başarılı kılan, oyuncularının büyük ustalığıdır, kuşkusuz. Arsen Gürzap (Margaret) ve Aydan Aksel (Julia), gerek Devlet Tiyatroları'nın çeşitli yapımlarında, gerekse Tiyatro İstanbul (Gürzap) ve Sadri Alışık Tiyatrosu'nda (Aksel) yıllardır beğeni ile izlediğim sanatçılardır. Bu oyunda her ikisi başarılı biçimde birbirlerini tamamlıyorlar – birinin güçten düşmesi ile diğerinin güçlenme olgusu, olaylar geliştikçe iki zıt kutup arasındaki dalgalar gibi gidip-gelerek, kendine has bir denge oluşturuyor sanki… – "Tiyatro Kedi"nin kurucusu ve bu oyunun yönetmeni, daha önce çeşitli ödenekli ve özel sahnelerden bildiğimiz Hakan Altıner, ruhçözümcü Austin olarak, sanırım burada kendine özgü "yeni" bir rol yaratmıştır – oyunun özgün yazılımında "a trauma counsellor" olarak oldukça dar kapsamlı bir rolde Bayan Anne Bennet görünüyor, nedense! – Gary'yi canlandıran Şükrü Türen, özel bir değerlendirme çağrıştırmayan, kendi çapında temiz bir oyun çıkarıyor. 
Oyunu izlerken gözünüze çarpacak bazı incelikleri, gerek yazarın, gerekse yöneticinin nitelik arayışlarına bağlıyorum. Örnek-1/müzik: Marianne Faithfull'un buğulu sesinden dinlediğimiz "Bouleverd Of Broken Dreams"in dışında, oyundaki iki başkişinin kendilerine has, onları tanımlayan müzikleri yer alıyor; Julia'nın dinlediği çağdaş ve oldukça kışkırtıcı jazz-rock'a karşın Margaret, Rodgers & Hammerstein'ın müzikal ezgilerini yeğlemekte, ve oyun "The Surrey With The Fringe On Top" ile sona eriyor. Örnek-2/kostüm: Oyun boyunca bacağından yaralı olan Julia, ikinci bölümde giydiği pijamanın altında, aslında görülmesi gerekmeyen, ancak ön sırada oturmamızdan kaynaklanarak, eşimin (keskin!) gözünden kaçmamış, "kostüm altı kostüm" anlamına gelen sargıları! Sırası gelmişken, Figen Soysal'ın son derece incelikli biçimde hazırlanmış dekorunu da anmam gerekiyor; başka bir sahnemizde görüp geçenlerde bu köşede eleştirdiğim "Paris'teki lüks daire" odasının özensiz dekoru karşısında, Julia'nın odasının her bir köşesi, büyük bir zevkle döşenmiş – bunca inceliği görmek, gerçekten sevindiriyor…
" Tiyatro Kedi", etkinliklerini bu türde sürdürecekse, doğru yoldadır; ve bunu iki ayrı anlamda söylüyorum. İlki: Oyun ve sanatçı seçimi, bence tam yerindedir; bayağılıktan uzak olmakla birlikte, ilgiyle izlenebilen ve üstelik belirli bir ileti içeren, nitelikli biçimde kotarılmış bir yapım. İkincisi: Gerek kent içindeki tanıtım çalışmaları (zevkli bir afiş ve reklamlar), gerekse basına dağıttıkları ve görsel ile yazılı malzeme içeren CD ile tiyatro'yu halka ve medyaya etkin biçimde taşırken, onu yaşatmak için de önemli bir katkıda bulunuyorlar. Salt bu yaklaşımlarıyla da olsa, onları candan alkışlamamız gerekir – öyle değil mi, sevgili tiyatroseverler?


www.salom.com.tr


« Basından sayfasına geri dön
 
 

 
 
Copyright © tiyatrokedi.com
designed by kadılar interactive