Ölümün nefesini hissedeceğiniz bir oyun; “Ölümüne Suçlu”
Tiyatro Kedi yaklaşık iki aydır Profilo Alışveriş Merkezi'nin yeni tiyatro salonunda Richard Harris'in gerilim yüklü oyunu “Ölümüne Suçlu”yu sahneliyor. Hakan Altıner'in sahneye koyduğu oyun başlangıçta seyirciyi tebessüm ettirirken, oyunun ilerleyen bölümlerinde yavaş yavaş bir gerilimin içine doğru sürüklüyor...
Sahne açıldığında gayet modern, sevimli bir evle karşılaşıyorsunuz; evin, penceresinden görülen küçük bir bahçesi bile var. Oluşturulan dekor oyunun nerede, hangi zaman diliminde geçtiği ve burada yaşayanların nasıl bir yaşam biçimine sahip oldukları konusunda pek çok ipucu veriyor. Sahneyi görür görmez, modern zamanlarla, yani günümüzde geçen bir kent hikayesiyle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Aslında günümüzde pek çoğumuzun memnuniyetle yaşamak isteyeceği oldukça sevimli bir ev burası. Kısa süre içinde anlıyoruz ki, evde, kısa bir süre önce trafik kazası geçirmiş reklam yazarlığı yapan yalnız bir kadın yaşamaktadır. Bu yalnız bayan genellikle evinde çalışmakta ve kendisine bu zor günlerinde evinin bakımına, alışverişine yardım eden Gary destek olmaktadır. Yani erkek bir yardımcısı vardır bu yalnız bayanın. Hem de kendisine epey hayran bir yardımcı.
Kısacası oyunun dekoru ve çizilen karakterler günümüz modern toplum yaşantısının gerçekçi biçimde resmediyor. Bu atmosferi besleyen ana parçalardan biri de oyun boyunca başarıyla kullanılan müzikler. Hem oyundaki karakterlerin kişilik özelliklerinin belirginleşmesine, hem de oyunun temposuna paralel olarak etkinin artmasına yardımcı oluyor. Oyunun konusunun günümüzde geçmesi, dolayısıyla aşina olduğumuz bir ev atmosferi, günlük yaşamda karşılaştığımız insanlar ve yine bildik konu ve tanıdık müzikler oyunla izleyici arasındaki bağın kolayca kurulmasını sağlıyor. Kendinizi bırakıp, kolayca oyuna kaptırıyorsunuz. Bu bağın kurulmasında kuşkusuz oyun başında hakim olan ve daha çok Gary'nin kişiliğinde cisimleşen naif hava da etkili oluyor.
Sanırım artık oyunun konusundan bahsetmenin zamanı geldi. Yazının başında açıkça değinmememin nedeni, oyunu izlerken tanık olunan dizgiye bağlı kalmak istemem. Oyun ilerledikçe konu giderek belirginleşiyor ve yerine oturuyor. “Ölümüne Suçlu” adından da anlaşılacağı gibi bir gerilimin, hesaplaşmanın üzerine oturuyor. Aslında oldukça tanıdık bir sorun ve olayla karşı karşıyız. Evine konuk olduğumuz kahramanımız, evli olan sevgilisiyle birlikte bir gece geçirmeye hazırlanırken, adam (yani sevgilisi) direksiyon başında kalp krizi geçirir ve ölür, kendisi ise ayağından yaralanır. Adamın karısı kazadan sonra kocasının kendisini aldattığını öğrenmiştir, en azından görünürde öyledir. Anlayacağınız Julia, zor bir dönem geçirmekte, yaralı ayağından dolayı zorunlu olarak evinden çıkamadığı (aslında modern toplumun yalnızlaştırıcı etkisinden payını aldığından normalde de pek evinden dışarı çıkmayı sevmemekte ve evinde çalışmaktadır) için kendisine tesadüfen tanıştığı ve ev işlerine bakması için işe aldığı Gary yardım etmektedir, hem de büyük sevgi ve şevkle. Ayrıca kazanın psikolojik etkisinden kurtulması için Julia'ya kuralcı bir psikiyatrist yardımcı olamaya çalışmaktadır. Ve Julia psikiyatristinin sözünü dinlemez ve ölen sevgilisinin karısıyla tanışır. Hatta tanışmakla kalmaz, istemese de dost olur. Sonra... Sonrası Julia hem duyguları, hem dostluk anlayışı, hem de yaşadıklarıyla yüzleşmek zorunda kalır...
Bu dört kişilik oyunda olaylar giderek gizemli bir gerilim filmini andırıyor. Sanki tek mekanda, tek bir sabit kamerayla çekilmiş bir gerilim filmi var karşımızda. Kısa bir süre önce sinemalarda gösterilen başarılı film 9'a benzetilebilir bu yanıyla. Perde tahmin edilemeyecek kadar sürpriz bir sonla kapanmasa da, oyunda gerilimin başarıyla seyirciye yansıtıldığını söyleyebiliriz. Bu açıdan klasik sahneleme ve oyunculuk yöntemleri kullanılmış olmasına rağmen Türk tiyatrolarında görmeye alışmadığımız bir çalışma “Ölümüne Suçlu”.
Oyunda en rahatsız edici yan ne yazık ki oyunculuklar. Adeta sinema tadında ilerleyen oyunda oyunculuklar malesef sinemada gerilim türünün başarılı örneklerinde görmeye alıştığımız kadar doğal ve inandırıcı değil. Yalnız Julia'yı canlandıran Ayda Aksel'i bu söylediğimin dışında tutuyorum, çünkü performansıyla alkışı fazlasıyla hak ediyor ve oyunu başarıyla sürüklüyor. Oyundaki diğer üç değerli oyuncumuz ise, ne yazık ki, tiyatromuzun genel zaafiyetinden kurtulamıyor ve biraz fazlaca rol kesiyor, “tiyatral” kaçıyorlar.
Eğer büyük sözler söyleyen, hayatın sırrını fısıldayan veya komedi türündeki oyunlardan sıkıldıysanız, filmlerde bolca tanık olduğumuz bir konu ve gerilime sahnede birebir tanık olmak ve gerilimi hissetmek istiyorsanız “Ölümüne Suçlu”yu kaçırmayın, keyif alacaksınız.