USTA İŞİ BİR YAPIM, USTALAR İŞİ OYUNCULUK: “ÖLÜMÜNE SUÇLU”
Bir hayıflandım, bir hayıflandım ki, sormayın gitsin. Yahu, nasıl olmuş da, Füsun Günersel'in özenli bir çeviriyle Richard Harris'den dilimize kazandırdığı Tiyatro Kedi yapımı “Ölümüne Suçlu”yu izlemeyi, bunca zamandır savsaklamışım? Neyse! Olmuş bir kere... Ben geçtiğimiz aylarda gittim gördüm. Görmediyseniz, umarım siz de yeni sezonda seyredersiniz.
Oyunun konusu yaşamdan bir kesit: Bir hafta sonu kaçamağı, erkeğin kalp krizi geçirip direksiyon başında ölmesi, yaşamı bir anda karabasana dönüşen Julia (Ayda Aksel)... Julia'ya yardımcı olmak için çabalayan psikologu Austin (Hakan Altıner), kendisine tutkulu bir aşkla bağlı asistanı Gary (Şükrü Türen)... Ve ölen “kart” sevgilinin karısı Margaret (Arsen Gürzap)'in ortaya çıkışı, “oyun”a dahil oluşu...
Richard Harris'in, ritmik biçimli bilmecemsi metni, oyunu yöneten Hakan Altıner'in elinde yaşamın değeri, iç hesaplaşma, kaybetme kırıklığı formunda daireler içinde başarıyla yuvarlaklaştırılmış. Altıner, oyunun arka planını keşfetme/keşfettirme olanağını müthiş bir ciddiyetle koruyarak, “ikilem”in esas yanını oyun boyunca su üstünde ustalıkla tutacak, gerilimli boyutu abartmadan diriltecektir. Hem de, oyuncularının bedenlerine, seslerine ve ruh durumlarına, ışık ve ses planlarına, sahnedeki eşyanın kullanılışına fevkalade başarılı kodlamalar yaparak... Altıner'in, ameliyattan çıkan Julia'nın parmaklarındaki ojenin ve makyajının silinmiş olması gibi dikkat kesildiği nüanslar ise, hiç kuşkusuz ayrı bir alkışı hak etmekte.. Figen Soysal'ın dekor tasarımı, kullanışlı ve iyi. Sadık Kızılağaç'ın kostümleri, imbikten geçirilmiş zevk ürünü. Işık tasarımı kimin bilemiyorum, ama yaratıcı düşünceyi mantıksal dizgeyle birleştirmiş. Austin rolünde Hakan Altıner, Austin'i çok iyi tartmış.
Şükrü Türen, repliklerinde, biriktirdiği tüm içsel malzemeyi bir belirgin anlar dizisinde billurlaştırıyor. Gary rolünün fiziksel biçimlenmesini, karakteristik coşkular ifade etme yöntemleriyle işleterek başarıya ulaşmakta. Arsen Gürzap, Margaret'e can verirken yaratıcı duygularını aktarmak için her şeyi, ama her şeyi; sözcüklerini, sesini, jestlerini, hareketlerini, aksiyonunu, yüz ifadelerini kullanmakta her zamanki gibi olabildiğince müsrif. Karşısında, duyumsadıklarının tümünü, şu ya da bu biçimde dışsallaştırabilme uğruna, ortada yararlanamayacağı araç tanımayan Ayda Aksel var. Sahnede sessizliğin sesini duyan, koku alan, renkleri gören ve tüm bunlarla sonsuz içsel duygularını ve kişisel bakış açısını oluşturan bir Ayda Aksel... Aksel, bu oyunda da, büyüdükçe büyüyen bir tuval elde ediyor.
Gürzap ve Aksel, bu oyunda endişe, gerilim ve farkında olmak hallerinin bir arada biçimlendirilme olabilirliğinin somut örneğini vermekteler. Anlayana, anlamayana, anlamazlıktan gelene... Benim tanıdığım herkese... |